MANKURT(KESİNLİKLE OKUMANIZI TAVSİYE EDİYORUM) | SEYAHAT DÜNYASI
Subscribe Yazılar RSS | Subscribe Yorumlar RSS
(hem cismen hem ruhen)

MANKURT

Efsaneye göre, Kazakistan’ın uçsuz-bucaksız Sarı-Özek bozkırının yerlisi olan Kazaklar, eski tarihlerde, onların su kuyularına ve otlaklarına göz diken Juan-Juanlar’ın zaman zaman baskınlarına maruz kalmaktadırlar. Baskınlarda bazen Kazaklar, bazen de Juan-Juanlar gâlip gelmektedir. Juan-Juanlar savaşı kazandıklarında, alıp götürdükleri esirlerin bazılarını başka kabilelere satmaktadırlar ki bunlar oldukça şanslı sayılırlar. Çünkü hiç olmazsa, köle olarak da olsa, sağ kalmaktadırlar. Güçlü kuvvetli esirleri ise satmamakta, akıl almaz işkencelerle, hafızalarını kaybettirerek, adeta delirtmekte ve onları, kendilerinin sâdık köleleri olarak en önemli işlerde çalıştırmaktadırlar.

Juan-Juanlar’ın işkencesini dinlemek bile acı vericidir: Önce esirin başını, bir tane bile saç bırakmamacasına tamamen tıraş etmektedirler. Hemen o anda bir deve kesmekte, devenin derisinin en kalın yeri olan boynundan parçalar keserek, kanlı kanlı, esirin tıraşlı başına sımsıkı sarmaktadırlar. -Aytmatov bu deri başlığı, bugün yüzme sporunda kafaya takılan kauçuk başlığa benzetmektedir.

Bu işkenceye maruz kalan esir bazen acılar içinde kıvranarak ölmektedir (ki onlar da şanslı sayılmalıdır!), ölmeyenlerin boynuna, kafasını yerlere sürtmesin diye bir boyunduruk takılmaktadır. Bu haliyle esiri götürüp, çığlıklarının da duyulmayacağı ıssız bir yere, elleri kolları bağlı, aç ve susuz, kızgın güneşin altında günlerce bırakmaktadırlar. Tabi güneşte kavrulan deri kurudukça, kafayı bir mengene gibi sıkmakta, işkence dayanılmaz hale gelmektedir. Fakat işkenceyi asıl dayanılmaz yapan sadece bu değildir. Kafadaki saçlar bir taraftan uzamaya çalışmaktadır. Fakat dışarıya doğru büyüyemediği için, kafa derisinin içine doğru büyümeye çalışmaktadır. Sonunda esir, aklını yitirmekte, hafızası iyice sıfırlanmaktadır. Adeta, içine saman doldurulmuş bir post (korkuluk) haline gelmektedir.

İşkencenin beşinci günü Juan-Juanlar gelip sağ kalan esirleri almakta, boynundaki engeli çıkartmakta, kendisine yiyecek içecek vermektedirler. Böylece köle, beden gücünü yeniden toplayıp kendine gelmektedir. Fakat bundan böyle o normal bir insan değildir, o artık bir mankurttur!

Böyle bir mankurt köle pazarlarında, güçlü-kuvvetli 10 esirin fiyatına satılabilmektedir. Eğer aralarındaki bir savaşta bir mankurt öldürülürse, Juan-Juanlar karşılık olarak, hür bir insanın bedelinin üç katını almaktadırlar.

Bir mankurtu, ailesinden birileri gerek kaçırmak, gerekse fidye vermek suretiyle v.b. geri almak istemezmiş. Çünkü o artık aileden biri değildir, bilakis zararlı biri olmuştur.

Hafızası iyice boşaltılan mankurt, babasını, soyunu-sopunu, çocukluğunu v.s. asla hatırlamamakta, hatta insan olduğunu bile bilmemektedir. Yani ağzı var, dili yok. Efendisine mutlak surette itaat eden, gayet evcil bir hayvana benzemektedir. Kaçmayı bilmediği için böyle bir riski de yoktur mankurtun… Sadece karnının acıktığını hissetmekte o kadar… Efendisinin emir ve komutlarına bir köpek sadakatiyle bağlıdır. Mankurtlaşan köleler, en kötü ve en zor işleri gık demeden yapmaktadırlar. Sarı-Özek’in uçsuz bucaksız çöllerinde kavurucu sıcak altında deve sürüleri otlatmak ancak onların yapacağı iştir. Ölmeyecek kadar yiyecek, donmayacak kadar giysi vermek yeterlidir onlar için.

İşte Juan-Juanlar tutsak insanlara bu en ağır işken-ceyi, hafızasını yitirme, anılarını elinden alma, kim-liğini unutturma işkencesini tatbik etmektedirler. Nayman Ana hikayesi, oğlu Colaman böyle bir mankurtlaşmaya maruz kalan bir ananın dramıdır.(3)

LÜTFEN BU LİNKLERİ YENİ PENCEREDE AÇIN Kİ KALDIĞINIZ YERDEN EVAM EDİN…

NAYMAN ANA EFSANESİ

Şimdi, Nayman Ana efsanesinden hareketle günümüzdeki mankurtlaşma hadiseleri üzerine yorum yapmaya geçmeden önce, diğer iki hikayeyi de kısaca anlatıp, her üçünü birden değerlendirmeye tabi tutmak istiyorum.

LÜTFEN BU LİNKLERİ YENİ PENCEREDE AÇIN Kİ KALDIĞINIZ YERDEN EVAM EDİN…
KANARALAŞMAK

KOZKAMANLAŞMAK

NAYMAN ANA’DAN GÜNÜMÜZE MANKURTLAŞMA

Herkesin bir mankurtu var

Mankurt efsanesi o kadar etkileyici ki, hemen herkes kendi toplumunun başına gelenlerle ilgili bir mankurtlaşma dersi çıkartmaktadır. Mesela Yahu-diler, kendi içlerinde mankurtlaşan bir sınıftan bahsetmekte, Türkiye Alevileri de bazı Alevilerin mankurtlaşması hadisesini, “celladına aşık aleviler” olarak değerlendirmektedirler. (8)- Kafkas Türkleri, yaşadıkları trajediyi bir mankurtlaşma olarak görmektedirler. (9) Kemalistler de, Kemalist eğitim ve kültür anlayışından uzaklaştırılma yönünde bir çaba olduğu gerekçesiyle, bir mankurtlaştırma politikasıyla karşı karşıya olduklarından yakınmakta-dırlar. (10)

Şüphesiz herkes kendi mantığı içinde tutarlıdır ve kendine göre doğrudur. Biz de bu yazıda, bir Müslüman gözüyle, kendilerini İslam’a nispet eden toplumlar nezdindeki mankurtlaşmadan bahsetmeyi düşünüyoruz. Bir başka deyişle, acaba mankurtlaşma bizim için ne ifade etmektedir?

LÜTFEN BU LİNKLERİ YENİ PENCEREDE AÇIN Kİ KALDIĞINIZ YERDEN EVAM EDİN…

MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR İÇİNDE MANKURTLAŞMA

SONUÇ

Nayman Ana’nın, dokuz ay rahminde yatmış öz oğlu tarafından öldürülmesi veya kanaralaşmış köpeklerin kendi sürülerini yemesi elbette, ‘ayık’ insanları karamsarlığa düşürmemelidir. Elbette Dünya hep mankurtlaşmaya doğru gitmeye mahkum değildir. Kur’an gibi ilahî bir yol gösteren hazîneye sahip olan Müslümanlar Nayman Ana gibi çaresiz ve yalnız değildirler. ‘Müslüman’ demek, aslında Kur’an’la çok güçlü bir kişi demektir.

Kendisinin de mensup olduğunu iddia ettiği toplumuna hep ihanet eden, adeta bekçiliğini yapmakla görevli olduğu sürüye saldıran köpeğe benzeyen hain Köz-Kamanlar, Müslüman cemaati için, panik yaratacak kadar ciddi bir tehlike değildirler. Sürü sahibi bilge köylü, oğullarından, kanaralaşmış köpeklerin tamamını telef etmeyi istemişti. Müslümanlar ise, bu ‘telef etme’yi, onlara saldırmak değil, onların bâtıl fikirlerini telef etmek, Hakk’ı ikame ederek bâtılı zail etmek suretiyle onları etkisiz hale getirmek olarak anlamak durumundadırlar. Hik-metle ve güzel öğütle insanları Allah’ın dinine çağırmak, bütün ihanet şebekelerine verilecek en iyi cevaptır. Onların bâtıl fikirlerinin hiç birine, zerresine bile değer vermemek suretiyle, onlarla uzlaşmayı, hoş görmeyi ve onlarla dost olmayı kesin bir dille reddederek onlara layık oldukları muameleyi yapmak, Köz-Kamanlaşmanın ve kanaralaşmanın panzehiridir. Evet, kanaralaşmanın, Köz-Kaman-laşmanın ve mankurtlaşmanın yegane çaresi İslam’dır. İslam’la mankurtlaşma, Köz-Kamanlaşma ya da kanaralaşma birbirine tamamen zıt şeylerdir. Dolayısıyla İslam’a dönüş zaten mankurtlaşmaktan kesinkes kurtuluş demektir. İşte müslümanların yapması gereken budur; Kur’an’a dönüş ve İslamlaşmak… Kanaralaşmanın en küçük virüsü bile nasıl yeniden nüksetmekte ise, İslam dışı ve İslam karşıtı bütün …izmler de en küçük bir söylemiyle İslamî düşünüşü ifsad edebilir. Kur’an’ın kayıtsız şartsız bir hayat nizamı olduğuna ilişkin en küçük bir kayd-ı ihtirazî bile, bir müslümanın bütün fikriyatını kuşatabilecek tehlikeli bir hastalıktır. Dolayısıyla Müslümanlar olarak sürekli ama sürekli Kur’an’la kafamızı, kalbimizi, beynimizi, kulağımızı, gözümüzü temizlemeliyiz. Kendimizi Kur’an’a teslim etmeliyiz ki Kur’an da kendisini bize açsın ve Rabbimiz bizi bütün ihanetlerden, mankafalık-lardan korusun.
Unutmamalı ki, mankurtlar, Köz-Kamanlar ve kanaralar tıpkı bir asalak gibi, başkalarının sırtında ve gölgesinde yaşamaya alışmış, üretemeyen, iki ayağı üzerine dikilemeyen sürüngen canlılardır. Müslüman demek ise, iki ayakları üstünde dik durabilen, kazanmak için alın teri döken, kişiliğini koruyabilen, Allah’ın düşmanlarını dost edinmeyen, zalime alkış tutmayan, bükemediği bileği öpmek gibi zillete düşmeyen izzetli, şerefli kimselerdir.

Kabul etmeli ki, Nayman Ana’nın, mankurt oğlunu kurtarma yolunda ölmesi, “bir hiç uğruna” değildir.

Yorum Yapın

İsim: (gerekli)

eMail: (gerekli-yayınlanmayacak)

Websiteniz:

Yorumunuz: