MÜSLÜMAN MANKURT… | BURDA HAYAT VAR
Subscribe Yazılar RSS | Subscribe Yorumlar RSS
HOŞ GELDİNİZ

MÜSLÜMAN MANKURT…

MÜSLÜMAN TOPLULUKLAR İÇİNDE MANKURTLAŞMA

Mankurtlaşma, Köz-Kamanlaşma ve kanaralaşma… Bu üç kavram birbirinden farklı hikayelere dayansa da, hüzün verici boyutları bir yana dursun, oldukça düşündürücü, ibret verici ve öğretici içeriğe sahiptirler. Aslında bu üç kavram veya hikaye birbiriyle çelişmemekte, birbirinin mesajını nakzetme-
mekte, tam tersine birbirini tamamlamakta ve bü-tünleşmektedir. Toplum içinde menfi roller üstlenen insanların tamamı Köz-Kaman bilinciyle hareket etmediği gibi, mankurtlaşma da azımsanmayacak kadar ileri boyuttadır. Kanaralaşmak ise, içinden geldiği bir ana yapıya yapılan ihaneti resmetmekte çok başarılı bir temsildir. Dolayısıyla bu üç hikayeyi harmanlayarak, içimizdeki yabancılaşmaya dikkat çekmek gerekmektedir.

Nayman Ana efsanesi, adı üstünde bir efsanedir, gerçekliğini tartışmanın bir anlamı yoktur. Fakat şu bilinmelidir ki bu tür hikayeler yerine göre, bazı yaşanmış gerçekleri, çok daha güzel özetlemektedir. Bu yaşanan trajedilerin kuşaktan kuşağa sağlam bir şekilde aktarılabilmesi için önemli bir köprü vazifesi görmektedirler.

Öncelikle şunu kabul etmek zorundayız: Mankurt-laşma tarihte bir kez olmuş bitmiş bir hadise değildir. Mankurtlaşma, tarihte hemen her toplumda bir biçimde yaşanmış, yaşanmaya da devam etmektedir. Muhtemelen de kıyamete kadar sürecektir. Çünkü bu, aynı zamanda insanlığın hikayesidir. Tıpkı Kabil’in, böyle bir ‘kötü insan’ın hikayesi olduğu gibi…

Mankurtlaşmak için tam olarak, düşünmeyen, gör-meyen, işitmeyen, hissetmeyen, akletmeyen, aklını efendilerine emanet etmiş, körü körüne taklit eden insanlar gerekmektedir. Mağribden Maşrık’a, ‘İslam ülkeleri’ denilen memleketlerde yığınlarca insan, geçmişi mutlak biçimde kutsamakta, atalarını idolleştirmektedir. Kendilerini adeta, geçmişi ve geleceği kurtarılmış ve her türlü beladan masun kılınmış bir kesitin tam ortasında hissetmektedirler. Mankurtlar için, geçmişteki bazı ‘efendilerimiz’ her meseleyi çözmüşler, her sorunu halletmişler, her soruyu cevaplamışlardır. Bize düşen onları anlamaktan ibarettir.

Mankurtlaşma elbette ve ilk başta bizim için el-Ümm (ana) mesabesinde olan Kur’an’a karşı oluşmaktadır. Müslüman bir genci mankurt yapmak demek doğrudan ve yalın bir biçimde onun na-zarındaki Kur’an’ın yerini sıradanlaştırmak, Kur’an’ın saygınlığını bozmak demektir. Müslüman bir gencin Kur’an’a olan sarsılmaz imanı sulandırılmadıkça tam bir mankurt yapılamaz. Çünkü Kur’an, aklı hiç kimsenin ipoteğine vermemeyi emreder.

Gerçek mankurtlaşma, Köz-Kamanlaşma ve kanaralaşma siyasi bilinçten yoksunlaştırma biçiminde cereyan etmektedir. Modernizm öncesinde tasavvuf kültürüne kurban edilen Kur’an, modernizm sonrasında ise daha ciddi bir meydan okumayla karşı karşıyadır. Kendilerini İslam’la tanımlayan toplumlara asırlardır biteviye, “siz şu halinizle zaten çok iyi Müslümansınız; sizin kitabınız Kur’an öyle zannettiğiniz gibi önemli bir kitap değildir; Kur’an sizi geri bırakmaktadır; Peygamberiniz de zannettiğiniz gibi siyasete talip olmamıştır, o bir rahip gibidir; namazınızı(!) kılın, Allahınıza şükredin, derin memleket meselelerine burnunuzu sokmayın; ağır olun molla desinler” kabilinden ninniler fısıldanmaktadır. Gün geldi bu toplumun çocukları, daha hayata yeni gözlerini açmış bir yavru çağında iken, “uyu uyu yat; yat yat uyu” gibi uyutucu ders-lerle eğitildiler. Ama aynı sıralarda, kendi içlerinde yaşayan Köz-Kaman’lara, Amerikan kolejlerinde, dünyanın en ileri eğitim-öğretimi veriliyordu. Şu anda halâ o kolejlerin mezun ettiği Köz-Kaman’lar siyasete, ekonomiye, eğitime, kültüre yön vermekte, adına medya dedikleri, havuç ve sopa rolündeki aygıt onların elinde bulunmaktadır.

Öte yandan, sömürge dönemlerinin bir mirası olarak, sözünü ettiğimiz ümmetin bölünük fertleri, hakikaten cellatlarına aşık olmuş gibidirler. Aslında celladına aşık olanlar, toplumun tamamı olmayıp, topluma yön veren, mekanı, biçimi ne olursa olsun, bir şekilde etrafında insanların kümelendiği, insanlara ağabeylik, şeyhlik, hocalık, önderlik, liderlik, başkanlık, aşiret reisliği v.s. yapan kanaat önderleridir. Etraflarında kümelenen insanların dini, onların kanaatleridir. İşte bu kanaat önderleri çok zaman tam bir ihanet içinde, kendi geleceklerini, sömürge valileri ve onların haleflerine hizmet etmeye bağlı görmektedirler. Ağızlarına çalınan bir parmak bal onları Köz-Kamanlaştırmaya, kanaralaştırmaya ve mankurtlaştırmaya yetmektedir. Kolaman’lar bir türlü, mankurtlaşmışlıklarının farkına varamamaktadırlar. Kafalarına geçirilen deri parçası değil de, modernleşme, demokratikleştirme, sekülerleştirme şapkasının orada ne işi olduğunu bir türlü sorgulayamamaktadırlar. Onlar, kurulu bir makine gibi sadece kendi değerlerine küfretmekle meşguller.

Juan-Juanlar’ın, mankurtlaştırmak istedikleri esir-lerin boynuna taktıkları boyunduruğu bugün nasıl anlamamız gerekmektedir? Mankurtlaştırılmak istenen kişiler, bir biçimde kirli işlere ortak kılınmakta, çıkar hesaplarına alet edilmekte veyahut da onlara bazı sahte hedefler sahiciymiş gibi göste-rilmekte ve böylece neo-mankurtun bu rolü terk edip kaçması engellenmektedir. Yani kişiler bir şekilde, efendilerine gebe bırakılmaktadırlar. Kirli ilişkilere bir kez bulaşan bir kimse, artık dönüşü olmayan bir yola girdiğini fark etmekte ve bundan böyle, mankurtlaşmayı sonuna kadar oynamaktan başka çare kalmadığını idrak etmektedir.

Sebebi ve yolu ne olursa olsun, şu veya bu şekilde bir parçası olduğumuz toplumun çok büyük kesimi kendini, kendi geçmişini unutmuş, kendi değerlerine sırt dönmüş, kendi kendini inkar etmiş durumdadır. İnsanların beynindeki bilgi merkezinin tamamen boşaltıldığını sanmanız için yeteri kadar neden vardır. Kolaman’ın hafızası işkence ile boşaltılmıştı. Günümüzdekiler ise oldukça komplike yöntemlerle bu hale getirilmişlerdir. Elbette bu çağdaş mankurtların Kolaman misali, kafalarına deve derisi geçirilmedi. Fakat onlara öyle gözlükler takıldı ki, tamamen efendilerinin gözüyle görüyorlar. Onlar gibi düşünüyor, onlar gibi hissediyorlar. ‘Aramızda fark yok’ diyorlar.

Gerçek bir mankurtlaşmanın olması için, hedef kitlenin, bütün köklerinden, maddi ve manevî de-ğerlerinden, bir toplumu toplum yapan, bir ümmeti ümmet yapan bütün doktrinel temellerinden, ideolojik bağlarından kopartılması gerekir. Bunlar-dan soğutulmalı ve soyutlanmalı ki, derisinin içi boşaltılıp, içine saman doldurulacak bir hale gelmeli, mankurt yapılmaya elverişli kılınmalıdır.

Mankurtlar, kimliklerini, kim olduklarını, hangi dine mensup olduklarını unutturmaya matuf kesif propagandayı benimsemişlerdir. Çağın Juan-Juanlar’ı, baskı yaptıkça köleler tarafından daha da yüceltilmektedir. Savaşlar, katliamlar, sürgünler aşağılamalar, alay ve hakaretler, sövgüler ve yergiler mankurtlaşması istenen hedef kitleyi hiç ayıktırmamaktadır. Tıpkı Kolaman’ın, anasının çırpınışlarını duymaması gibi, bunlar da kendilerine dostça uyarılarda bulunan insanları hiç duymamakta, daha doğrusu aslında duymaktadırlar; fakat bunların, saçlarının deri içine doğru büyümesi gibi bir dertleri yoktur. Bilakis, amerikan tıraşlı saçları gayet de ‘düzgün’ büyümektedir. Dolayısıyla bunlar, Kolamanvarî akıllarını tamamen yitirmiş değildirler. Fakat kendilerini, efendilerinin hizmetine adamışlardır.

Şimdilerde, kendisi Avrupa’dan gelmediği, Avrupa’lı olmadığı, geçmişinde de az veya çok Avrupacılık akımına karşıtlık bulunduğu halde, AB’ne giriş sürecinde olağanüstü performans gösterenlerin bu atakları, Kolaman’ın, Juan-Juanlar’ın develerini gütmedeki sadakatine ne kadar da benzemektedir! Kolaman’ın bugünkü benzerleri, içinde yaşadıkları ülkenin AB’ne girmesi, daha genel tanımıyla, muasır medeniyet seviyesini yakalamasını, kendilerine emanet edilmiş en kutsal görev olarak bilmektedirler. Ezberlerini böyle yapmışlardır. Batılı devletlerin kendi soylarına, namuslarına, ülkelerine, din ve medeniyetlerine yaptıklarını unutmuş gözükmektedirler. Batı’dan çok Batı’cı kesilmişlerdir. Dünya ve ahiret saadetini tamamen onların bâb-ı âlîle-rinde görmektedirler. Bir Nayman Ana misyonuyla kendilerini uyaranları ise, “siz hala bıraktığımız yerde misiniz?” mantığı ile üst perdeden yermekte, hatta acımaktadırlar… Çünkü onlar mankurtturlar…

Konuyu bitirmeden önce şu hususu özellikle açıklığa kavuşturmamız gerekir: Mankurtlaşmanın bütün kabahatini ‘Juan-Juanlar’a yıkmak elbette çok kolaycı ve yanıltıcı bir açıklama olur. Mankurtlaşmışların suçluluk payı da en az ‘Juan-Juanlar’ kadardır. Bugünün ‘Juan-Juanlar’ı başta ABD olmak üzere diğer bazı Avrupa devletleridir. Fakat unutulma-malıdır ki, bu güçlü sömürgeci devletler ancak, mankurtlaşmaya uygun kavimleri böyle yapmaktadırlar.

Bizler kendi çocuklarımızı kendi ellerimizle, mankurtlaştırma sürecine -eti de kemiği de onların olacak biçimde- teslim etmekteyiz. Ellerine tutuşturulan testlerden, sınav sorularından, sayısal ve sözel dergilerden başka hiçbir şey tanımayan, bir arkadaşıyla şöyle beş dakika yürümeye, tabiatı seyretmeye, eşyayı tanımaya bile vakit ayıramayan gençler bizim çocuklarımızdır. Postları içine sadece sınav, testler, sayısal ve sözel sorular, puanlar v.s. doldurulan bu ‘gençler’, içi tamamen boşaltılmış bir postu andırmakta, ama üzerlerindeki metal araç-gereçlerle de bir robota benzemektedirler. Bu esnada, onlara çengel atıp mankurtlaştırma kapanına kıstı-ranlar, çocukların ellerine tutuşturdukları bazı me-tinleri ezberletmektedirler. Fakat bu çocuklar o metinleri hiç anlamamakta, dolayısıyla özümseyememektedir. Bu metinleri ezberleyerek, belirli düşünce ve davranış kalıplarını körü körüne savunur hale gelmektedirler. Belki iyi birer matematikçi, fizikçi, v.s. olarak yetişmekte, fakat ‘fikir’ namına hiçbir şeye sahip olmamakta, sadece idolleştirilen bazı kişilere prestij etmektedirler. Kendilerine yöneltilen “dışarıda hava nasıl?” sorusuna bile neredeyse verecekleri bir cevapları yoktur. Prestij ettiği cemaate ilişkin bir eleştiri yapsanız ve neden bu yanlışlara ses çıkartmadığını sorgulasanız, susmak, başını yere eğmek ve masum masum bakmanın dışında hiçbir cevap alamazsınız. Belki abartı gelebilir ama bu gençlerin çoğu şu anda, Irak’da Amerikan askerlerinin işgalci olarak bulunduğunu bile bilmemektedir.

Öte yandan, dinden ve dînî bağlardan tamamen soyutlanmış bir diğer gençlik grubu ise, tamamen zevkperesttir. Para, eğlence, bedensel hazlar ve ‘mutlu bir gelecek’ gibi putların kulu bu gençlik daha da içler acısı bir durumdadır. Bunlar boylarına kadar cehalete batmış durumdadırlar. Bu mankurtlar ya alkol, ya uyuşturucu, ya fuhuş ya da cinayet, terör ya da ara sıra da olsa, çok yemekten ölüp gitmektedirler. Fakat çağdaş Juan-Juanlar, bu gençleri telef eden suçları üreten mekanizmayı itiraf etmeye asla yanaşmamaktadırlar.

Yorum Yapın

İsim: (gerekli)

eMail: (gerekli-yayınlanmayacak)

Websiteniz:

Yorumunuz: